"TEZGAHI NASIL KURMUŞUM ANLATSINLAR"

Eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, “İstanbul’da Cemaatçi yapılanmayı sağlamak için” Dink cinayetine yol verildiğini iddia etti. Ayrıca Ali Fuat Yılmazer’i suçlayarak, F-4 raporunun kendisinden gizlendiğini söyledi. “F-4 raporu bana arz edilseydi, Merkez Koruma Komisyonu’na yazardım” dedi. Buna mukabil Yılmazer, “Sabri Uzun’un bugüne kadar Merkez Koruma Komisyonu’na yazdığı tek bir yazı yoktur” diyor ve ilâve ediyor: “Yazacak olsa bile Merkez Koruma Komisyonu evrakı iade ederdi. Çünkü bu Komisyon’da, sadece İl Koruma Komisyonu’nda alınmış kararlara itiraz edilmişse, bir değerlendirme yapılır. Koruma talebi, Merkez Koruma Komisyonu’na değil, doğrudan İl Koruma Komisyonu’na gider. Burada da, Hrant Dink’e koruma talep edecek makam İstanbul İstihbarat Şubesi’dir.” 

Eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, savcılığa verdiği ifadede şöyle diyor: “Devlet içerisindeki yapılanma, amacına ulaşmak ve yetkili makamları inandırmak için, önce alt yapı hazırladı; devlet kurumlarında kendilerinden olmayan kişileri tasfiye ettiler. Daha sonra, MGK’yı, Başbakanlığı, Yüksek Yargı’yı, Cumhurbaşkanı’nı, ulusalcı bir yapılanma olduğuna ve bu ulusalcı yapılanmanın anayasal kurumlara karşı çete eylemlerine başvurduğuna inandırmak için, bazı eylemleri gerçekleştirecek kişilere yol verdiler; eylemlerin olmasını önlemediler; bu şekilde toplumu ve kurumları inandırarak amaçladıkları operasyonları gerçekleştirdiler. Hrant Dink suikastı da bu olaylardan biridir; hatta başlangıcıdır. Tabiri caizse, üzüm salkımının sapıdır. Diğer operasyonlar bu sapa bağlı tanelerdir. Dink cinayeti, diğer operasyonlar ve soruşturmalar için bir fünye görevi görecekti. Bu fünyeye bağlı patlayıcılar ise, Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Fuhuş ve Casusluk, Amirallere Suikast dosyası, Şike ve 28 Şubat gibi operasyonlardır.”Sabri Uzun’un bu iddiası Ali Fuat Yılmazer’e Savcı Gökalp Kökçü tarafından soruldu: “Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki yapılaşma amacına ulaşmak için mi Hrant Dink cinayetine engel olunmadı?” 

HİÇBİR ÖRGÜTSEL AİDİYETİM YOK 

İşte Ali Fuat Yılmazer’in cevabı: “Benimle ilgili geçmiş meslek yaşamımın hiçbir döneminde, Cemaatçilik iddiası gündeme gelmemiştir. Dink dosyasının şüphelisi şahıslarca, kendi suçlarını örtbas etme kastıyla ortaya atılan iddia ve isnatlara haklılık kazandıracak bir örgütsel aidiyetim ya da, devletin idari mekanizmaları dışında herhangi bir birim ile organik ast-üst ilişkim söz konusu değildir. Hrant Dink olayının çözümlenmesin- de gerçek anlamda gayret sarf ettim ve uğraştım. Trabzon ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüklerinin konuya ilgisiz ve mesafeli davranmalarına rağmen, benim ısrarlı takibim olmasaydı, bu cinayet belki faili meçhul olarak kalacaktı. Cinayetten sonra Muhittin Zenit ile yaptığım telefon görüşmesinden anladım ki, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlileri, Yasin Hayal ile ilgili istihbari faaliyeti bırakmışlar. Grup hakkındaki son bilgilere sahip değiller. Zira bana yansıttıkları değerlendirmeler, Yasin Hayal’in bu cinayeti işlemiş olamayacağı şeklindeydi. Nitekim, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı da, bana, cinayetten sonra kendisini aradığımda, Yasin Hayal’in bu işleri bıraktığını söyledi. 

BAŞBAKANLA TEMAS HALİNDEYDİM 

İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü görevine başladıktan sonra, Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte, Hrant Dink’in kendisine tehdit olarak gördüğü Veli Küçük de dahil olmak üzere, azınlıklara yönelik tehdit söylemi içinde bulunan şahıs ve gruplar etkisiz hale getirilmiştir. Ben bu süreçte görev yaparken, Başbakan Erdoğan ile de doğrudan temas halindeydim. Bunlar en üst düzeyden, bizzat Başbakan tarafından yönlendirilmiş çalışmalardır. Kaldı ki, Hrant Dink cinayetinin planlanması Trabzon ilinde olmuş, işlenilmesi de İstanbul ilinde gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla böyle bir cinayeti tezgâhlayarak, Türkiye’de siyasal bir amaç gözetmek isteyen bir yapı mevcutsa, bunlar, niyetlerini Trabzon ve İstanbul illeri üzerinden gerçekleştirmişlerdir. İstihbarat Daire Başkanlığı’nın cinayetin gerçekleşmesini doğrudan sağlayacak ya da engelleyici mekanizmaları baskılayacak bir durumu söz konusu değildir. Ben, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ya da İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ne gibi telkinlerde bulunup, böyle bir cinayetin işlenmesine yol açtım. Eğer bu cinayete kasıtlı bir şekilde yol verilmiş ise, bu, tekrar edeyim, Trabzon ve İstanbul üzerinden gerçekleşmiştir. İlişkinin bağlantıları o iller düzleminde aranmalıdır.”

"ERGENEKON DALGALARI BAŞLAYINCA CEMAATÇİ İLAN EDİLDİM"

Ergenekon’un “askere kumpas” olduğunu ileri sürenler var. Ali Fuat Yılmazer, bu davanın nasıl başladığını şöyle anlatıyor: 

“Haziran 2007’de Ümraniye’de 27 el bombasının bulunması ile başlayan süreç; 

*Jandarma’dan intikal eden ihbar üzerine Selim Kutkan’ın yönetimindeki TEM Şube’nin uygulamasıdır. 

*Onlar başta, tüm geçmiş dönemlerde yaptıkları gibi olayı kapatmaya çalıştılar. Ve hatta “Dijital verilerle ilgili herhangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır” diye tutanak bile tanzim etmişlerdi. Sonra savcı Zekeriya Öz kendi bizzat gelip inceleyince, Muzaffer Tekin’de ele geçen 16 Nolu CD’deki ÇOK GİZLİ devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin mevcudiyetini tespit etti ve fezlekeye ekledi. Bunlar, Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı’ndan kopyalanarak çalınmıştı. 

*CD’de şifreli dosyalar vardı. TEM Şube, bunlar için hiçbir girişimde bulunmadı. (Bunlar hep delil karartma ve suçluya yardımdır. Suçlular da malum; devletin derin çeteleri, yani Hrant Dink’in gerçek tehdit kaynağı.) 

*O şifreli dosyaların açılmasını da, Ankara’ya göndererek ben sağladım. Bunun üzerine Muzaffer Tekin, “Bu CD’yi polis koydu” demekte iken, şifreli dosyalarda yer alan bilgileri görünce konuyu hatırladı (!) ve savcılıkta ifadesini değiştirdi. “Tamam şimdi hatırladım; bu CD’yi bana emekli polis Ali Yüksek getirmişti...” dedi. Onun üzerinden, ilişkiler ağı çözümlenerek Fikret Emek’e ve Eskişehir’de annesinin evinde bulunan mühimmata ulaşıldı. Sonrasında, ilişkiler ağı üzerinden çorap söküğü gibi zincirleme dal- galar peşi sıra geldi... 

*** 

Bana o tarihe kadar kimse Cemaatçi dememişti. Adımın “Fethullahçı”ya çıkması Ergenekon dalgalarıyla birlikte başladı. 1990’lı yıllarda Fethullahçı diye ortaya atılan 500’ü aşkın Emniyet mensubu arasında ismim yer almıyordu. Ümraniye ve Eskişehir’de ele geçirilen bombalar, Fikret Emek ve Muzaffer Tekin ile irtibatlı görülün- ce, Savcı Zekeriya Öz’le birlikte önemli bir operasyon başlattık. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Sevgi Erenerol’un da içinde bulunduğu 33 kişilik bir grup, 22 Ocak 2008’de gözaltına alındı ve örgütün adı konuldu: Ergenekon. 

24 Ocak 2008 tarihli Aydınlık gazetesinde, Hikmet Çiçek imzalı bir yazı yayınlandı. Başlık, “Ergenekon palavrasının perde arkası” idi. Bu yazıda, sadece baş harfleri veril- mek suretiyle Emniyet Müdürlüğü’ndeki sözde 57 Fethullahçı polisin varlığı ileri sürülüyordu. Hikmet Çiçek şöyle yazıyordu: ‘Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü çevre- lerinde bir belge elden ele dolaşıyor; fotokopi ile çoğaltılıyor. Daktilo ile yazılmış, 4 sayfadan ibaret imzasız belge, ‘Emniyet’teki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları’ başlığını taşıyor. İşçi Partisi belgeyle ilgili suç duyurusunda bulunacak. İmzasız belgenin içeriği, Ergenekon operasyonlarına ışık tutuyor. Operasyonun kimler tarafından kotarıldığını aydınlatıyor.’ Hikmet Çiçek yazısında, benim ismimin baş harflerini veriyordu ama, Aydınlık gazetesi bir başka sayfasında, Fethullahçı denilen 57 polisin isimlerini açıkça yayınlamıştı.” 

*** 

Yılmazer’in de anlattıklarından anlaşıldığı üzere, bazı polislerin Fethullahçı olarak damgalanmasının, Ergenekon operasyonlarının başlamasıyla doğrudan bağlantısı var.

Emniyet’te, kendisini Cemaat’e yakın hisseden insanlar olabilir. Ama bunlar, yasal hiyerarşi dışına çıkarak bir yerlerden talimat mı aldılar? Bugüne kadar cadı avını haklı gösterecek somut bir ilişki ortaya konulamadı. Kaldı ki, Ergenekon’dan hırsızlığa kadar ve tabii Hrant Dink cinayetini de içine alarak işlenen tüm suçlarıı Cemaat’e yüklemek, Cemaatçi polislerin bunda sorumlu olduğunu söylemek, bir komplo teorisinden ibarettir ve gerçeğe ulaşmamızı engeller. Hırsıza hırsız, darbeciye darbeci, katile katil muamelesi yapacaksınız. Bunun yerine, bütün eylemleri paketleyip, Cemaat’in sırtına bindirirseniz, hırsızlığı, casusluğu, cinayeti, faili meçhulleri, Ergenekon’un varlığını ve darbeci generalleri görmezseniz, gün gelir, cadı avının bir maşası olduğunuz, Mc Carthycilik yaptığınız anlaşılır. Bugün itibarınız olsa dahi, o gün, o itibarı toptan kaybedersiniz. 

"ERHAN TUNCEL İLE İLİŞKİM OLSA TEHDİT MEKTUBUNU ENGİN DİNÇ'E DEĞİL BANA GÖNDERİRDİ"

Ali Fuat Yılmazer’e Erhan Tuncel ile ilişkileri de soruldu. Zira, Ogün Samast, ifadesinde, Erhan Tuncel’in sırtını Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’e dayadığını iddia etmişti. Öte yandan Erhan Tuncel’i istihbarat elemanı yapan Muhittin Zenit de, Hrant Dink cinayetinin çözümüne yardımcı olmak amacıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldığını ama, Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer’in kendisine “Gitme” dediğini beyan etmişti. Bu 2 husus, Savcı Gökalp Kökçü tarafından Ali Fuat Yılmazer’e soruldu. İşte onun verdiği cevap: 

DEVLET TÖHMET ALTINDA KALACAK 

“Bu cinayete karışan Erhan Tuncel’in Emniyet elemanı olduğu ortaya çıkınca İstanbul Emniyet Müdürlüğü, ‘Gelin bu çocuğa yazık etmeyin, elemanınıza sahip çıkın; yoksa büyük bir skandal patlak verecek, devlet töhmet altında kalacak’ şeklinde Ramazan Akyürek’e telkinde bulunmuştu. Ben vaziyetten haberdar olunca, Ramazan Akyürek’e, ‘Erhan Tuncel’in Emniyet’le elemanlık ilişkisi çoktan kesilmiş; bize bu gelişmeleri doğru olarak aktarmamış, cinayetle ilgili son gelişmelerden bilgisi olmasına rağmen, bunları bizden gizlemiş bir insanın elemanlığından söz edilemez. Kaldı ki, cinayete karışmış, suça bulaşmış birinin temize çıkarılması apaçık bir suçtur. Bizim buna müdahil olmamamız gerekir. Hukuken gereği neyse o yapılsın’ demiştim.Cinayetten yaklaşık bir hafta kadar sonra Muhittin Zenit beni aradı; İstanbul’a davet edildiğini ve gelip Erhan Tuncel’e sahip çıkmasının istendiğini söyledi. Ben de yukarıdaki beyanlarımı ona tekrarladım: ‘İlişkisi kesilmiş bir elemana sahip çıkman doğru olmaz, sen bundan uzak dur’ dedim

Nedim Şener’in “İstihbarat Yalanları” kitabında da İstanbul’daki toplantının Dink cina- yetini aydınlatma değil, eleman Erhan Tuncel’i kurtarma toplantısı olduğu şu satırlarla anlatılıyor: 

TUNCEL’İN HİMAYESİNE KARŞIYDIM

“…İstanbul’daki en üst düzey- deki yetkiliden müdürlere kadar, herkes, ‘Onu nasıl kurtarırız’ derdindeyken, o (Ramazan Akyürek), yine en az konuşan kişiydi… ‘Ne yapalım, öneriniz nedir?’ denildiğinde, ‘Nasıl biliyorsanız öyle olsun’ türünden toplantıya katılanlarca ne demek istediği anlaşılmayan şeyler söylemişti…” 

Tuncel’in himaye altına alınmasına, Ali Fuat Yılmazer ilk günden itibaren karşı çıktığını belirtiyor: 

“Erhan Tuncel’in polis elemanı olduğu gerekçesiyle korunmasına karşı çıkan bendim. Erhan Tuncel’e destek olmadığım gibi, başkalarının da ona sahip çıkma girişimlerini engelledim. Demek ki, Tuncel ile aramda herhangi bir angajmanlık ilişkisi yok. Şayet böyle bir ilişkim olsa, Erhan Tuncel cezaevinden gönderdiği tehdit mektubunu, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç’e değil, bana yollardı. Engin Dinç ile ilişkisi olduğu için, sahip çıkılmasını ondan istedi. Bu tehdit işe yaradı ve hemen akabinde Erhan Tuncel serbest bırakıldı. Kaldı ki ben hayatımın hiçbir döneminde Trabzon’a gitmedim. Trabzon Emniyet’inden ve İstihbarat Şubesi’nden hiçbir görevliyle irtibatım olmadı. Muhittin Zenit’i de cinayetten sonra tanıdım. Cinayetten 8 yıl sonra Ogün Samast’a verdirilen ifade, teyit edici hiçbir somut olguya dayan-

Erhan Tuncel, cezaevinden Engin Dinç’e tehdit içerikli bir mektup gönderdi. “Sen ağabeyliğini yap, ben kardeşliğimi yapayım” dedi. İlk duruşmada serbest bırakılmasını istedi. Mektupta şöyle yazıyordu: “Arada hiçbir aracı istemiyorum. Muhatap benim. Söz yok, icraat var. Duruşmaya kadar haber bekliyorum. İhanet ettiğin hiç kimseye güvenme. Dublörünüz Erhan Tuncel.” Ayrıca Erhan Tuncel, F-4 raporunun düşük tehditli gösterilerek, Hrant Dink hakkında koruma kararı alınmamasının sorumluluğunu da, bu mektupta Engin Dinç’e yüklüyordu. Mektup 24 Aralık 2013’te gönde- rildi. 7 Mart 2014’te Erhan Tuncel tahliye edildi.

ÖZGÜR DÜŞÜNCE