BENİ ABDÜLKADİR AKSU ATADI

 

Ali Fuat Yılmazer, İstanbul İstihbarat Şube’ye atanmasına “Cemaat komplosu” diyenlere cevap verdi.

Ahmet İlhan Güler’in İstanbul’daki bağlantıları, derin çetelerle angajmanlı durumu tedirginlik yaratıyordu. Başbakan, vesayetin ağırlaşan baskısı karşısında Cerrah’a değil, Akyürek’e güveniyordu.

Dink cinayetinden önce Ahmet İlhan Güler, Ankara’ya çağrıldı. İstihbarat Dairesi Başkan yardımcısı, yerine Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muharrem Durmaz’ın atanacağını söyledi. Eğer bu bir Cemaat komplosuysa, Durmaz atanmadığına göre, zaten Cemaat amacına ulaşamamış demektir.

Ahmet İlhan Güler, savcıya verdiği ifadesinde, “Cemaat İstanbul’da kadrolaşmak için Hrant Dink cinayetine yol verdi. Dink cinayetinden önce de beni görevden almaya hazırlanıyorlardı. Cinayet bir fırsat doğurdu”mealinde konuştu. Ali Fuat Yılmazer bunu farklı anlatıyor. Ahmet İlhan Güler’in, derin çetelerle angajmanı olduğunu ve İstanbul’da gerekli çalışmaları yapmadığı için, Ramazan Akyürek’in onu bir başka ile atamayı düşündüğünü söylüyor. 

Sözü Ali Fuat Yılmazer’e bırakalım: 

“İstihbarat Daire Başkanlığı Ahmet İlhan ile çalışmaların yürütülemeyeceğini anlayınca, (birkaç kez onu ikna etmeye çalıştı fakat Ahmet İlhan Güler buna yanaşmadı) en sonunda İstanbul’dan onu almaya karar verdi. Evet buna yetkisi vardı. Sonuçta sadece İçişleri Bakanlığı onayı ile gerçekle-şecek bir tayindi. Kaldı ki, Ramazan Akyürek o dönemde Başbakan ile görüşüyor ve Başbakan’ın da bu tarz çalışmalar konusunda talimatı var; konuya büyük hassasiyet gösteriyor. Yani Akyürek, çok zorda kalsa konuyu Başbakan’a da götürüp halledebilirdi. Ahmet İlhan Güler’in İstanbul’daki bağlantıları, derin çetelere angajmanlı durumu tedirginlik oluşturuyordu. 

CERRAH DEĞİL AKYÜREK 

Başbakan, vesayetin her geçen gün ağırlaşan baskıları karşısında, İstihbarat Daire Başkanlığınca yapılabilecek çalışmalara ihtiyaç hissediyordu. İhtiyaç duyduğu tavır ve sadakati, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ta değil, Ramazan Akyürek’te buluyordu. Ahmet İlhan’ın derin çetelerle geliştirdiği ilişkiler kaygıya sebebiyet veriyordu. Büyük bir hassasiyet ve gizlilik içerisinde yürütülmesi gereken çalışmaları deşifre edip sabote edebileceğinden endişe ediliyordu. Bunun için, Ramazan Akyürek, “Ahmet İlhan’ın gönlünü alarak bu tayini gerçekleştirin” talimatını vermişti. Bu, belki de, Başbakan’dan ona yansımış bir hassasiyet de olabilir. Bunun üzerine, İstihbarat Daire Başkanlığı’nda atamalarda yetkili ve sorumlu iki başkan yardımcısı (1- Coşkun Çakar- Personelden Sorumlu Başkan Yardımcısı, 2- Recep Güven- Haberalma Şubelerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı) Ahmet İlhan’ı Ankara’ya çağırarak, onunla ilgili bir tayin düşünceleri olduğunu ona tebliğ ettiler. 

GÜLER OLAYI MANİPÜLE ETTİ 

Bu tebliğ, Hrant Dink cinayetinden önce gerçekleşti. Ahmet İlhan’a tebliğ edilen tayin planlaması şöyle idi: 

İstanbul İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler, İzmir İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne, İzmir İstihbarat Şube Müdürü Hasan Ali Okan, Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne, Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muharrem Durmaz, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne atanacaktı. 3 büyük ilin İstihbarat Müdürleri kendi aralarında değiştirilecekti. Ahmet İlhan Güler, Hrant Dink cinayeti sonrası görevinden alınınca, olayı manipüle ederek Cemaat’e bağladı. Kendini masum ve mağdur göstermeye çalıştı. Bu suretle gücüne güvendiği derin çetelerin desteğini arkasına almayı ve olası adli-idari soruşturmalarda koruyup-kollanmayı amaçlamıştı. Ne yazık ki, bu plan tuttu, herkesi bu yalanına inandırdı. İş gele gele Hrant Dink soruşturmasında da Ahmet İlhan’ın paranoyak senaryosuna sıkıştı kaldı. Ahmet İlhan’a göre, Cemaat, onu, kendi menfaatlerine uygun görmediği için harcamak istiyordu. İstanbul’a Cemaat’e angaje bir müdür atamak derdindeydi. 

BÜYÜK BİR KARA PROPAGANDA 

Farz-ı muhal Ahmet İlhan doğru söylüyor kabul edilse bile, Ahmet İlhan’ın yerine atanmak istenen kişi, Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muharrem Durmaz’dı. Bu tayin gerçekleşmediğine göre, zaten Cemaat amacına ulaşamamış demektir. Bugüne kadar hiç kimse Ahmet İlhan’a “Cemaat seni alıp, yerine kimi gönderecekti?”diye sormadı. Her nedense bunu merak eden bile olmadı. 

Benim İstanbul’a atanmama gelince… 

Hrant Dink cinayeti gerçekleşince, muhbir Erhan Tuncel’in beyanları medyaya sızdırıldı; Trabzon Emniyeti ve İstihbarat Daire Başkanlığı hedef gösterildi. İstanbul üzerinden medyaya servis edilen manipülatif bilgilerle büyük bir kara propaganda yürütüldü. Hrant Dink cinayeti sonrasında, İstanbul İstihbaratı’nın ihmali ortaya çıkınca, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın eli güçlenmiş oldu. Başbakan, bakan ve Emniyet Genel Müdürü de, İstanbul İstihbaratı ile İstihbarat Daire Başkanlığı arasında 7-8 aydır süren ihtilâfı biliyordu. 

Bakan Abdülkadir Aksu, bizzat benden brifing aldı. Ve ben kendisine Başkanlık’taki arşivde yer alan evraklar ile Hrant Dink cinayeti sonrası açığa çıkan tespitler üzerinden durumu arz ettim. Ayrıca bir-iki yıldır azınlıklara yönelik tehdit durumu hakkında, o günkü kısıtlı bilgiler ile ulusalcı, radikal grupların söylem/ propaganda ve faaliyetlerini aktardım. Bakan Bey, benim bu konulardaki duyarlılığıma ve gayretli çalışmalarıma şahit olunca doğrudan onun talimatı üzerine benim İstanbul’a atamam gerçekleşti. Beni atayan İstihbarat Daire Başkanlığı değil, bizzat bakanın kendisi. Kaldı ki, ben İstanbul’un, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın bana karşı olan olumsuz düşüncelerinden dolayı, hemen görevi kabul etmedim. Bakan Bey talimatı vermiş ve yurtdışına çıkmıştı. Bana konuyu ilk tebliğ eden Personelden Sorumlu Daire Başkan yardımcısıCoşkun Çakar’dı. Ben kendisine asla böyle bir görevi kabul etmeyeceğimi, bu şartlarda İstanbul’a gönderilmemin hiç doğru olmadığını, önyargılı bir Emniyet Müdürü’nün maiyetinde İstihbarat Müdürlüğü yapamayacağımı beyan ettim. 

Durumu Ramazan Akyürek’e de arz ettim. Ramazan Akyürek bana şu cevabı verdi: “İstanbul’u en fazla hak eden müdür sensin, ama ben de biliyorum ki, bu zamanda senin oraya gönderilmen çok uygun değil. Fakat bu benim kararım değil, Bakan Bey’in bizzat talimatı. Hassasiyeti kendisiyle paylaştım; ancak ısrarcı oldu, yapacak bir şeyim yok.” 

TAYİNE DİRENMEYE KARAR VERDİM 

Doğrusu çok ikna olmamıştım. Elimden geldiği kadar direnmeye karar verdim. Tayin yazım çıktığı halde Başkanlık ile ilişkimi kesmedim. Bakan Abdülkadir Aksu’nun yurtdı-şından gelmesini bekleyecek, onunla bizzat bir de kendim görüşerek, tayin yazısını iptal ettirmeye çalışacaktım. Nitekim 5 gün sonra Bakan Aksu yurtdışından döndü. Ben Ramazan Bey aracılığı ile ondan randevu alıp, yanına gitmeyi planlıyordum ki, Ramazan Akyürek, İçişleri Bakanı Müsteşarı’nın (Şehabettin Harput) beni konutunda beklediğini, hemen yanına gitmem gerektiğini söyledi. 

Şehabettin Beyin beni çağırma gerekçesi şu idi: “Sen neden hâlâ gidip İstanbul’da göreve başlamadın? Bakan Bey döndüğünde seni sordu ve başlamadığını öğrenince çok kızdı. Hemen yarın ilişiğini kes ve İstanbul’da göreve başla” dedi. 

CERRAH VERDİĞİ SÖZÜ TUTMADI 

Abdülkadir Aksu’nun benimle ilgili olarak bu kadar ısrarcı olabileceğini tahmin etmiyordum. Konuyu Ramazan Bey’in abarttığını, belki kendim Bakan Bey ile görüşürsem tayinimi geri aldırmanın mümkün olabileceğini düşünüyordum. 

Ama yine de Müsteşar Bey’e kaygılarımı anlattım: “İstanbul gibi bir yerde İl Emniyet Müdürü ile İstihbarat Müdürü arasında güven ilişkisi olmazsa, orada istihbarat hizmetleri yürümez. Böyle bir zamanda bu durum çok büyük handikaplara sebebiyet verebilir.” 

Müsteşar Bey ertesi gün Celalettin Cerrah’ı, Ankara’ya çağırdı. Akşam yemeğinde Ankara Polisevi’nde bir araya geldiler ve uzun uzun Cerrah’a tembihatta bulunuldu. Belli bir süre geçtikten sonra Ramazan Akyürek, beni de Polisevi’ne davet etti. Oraya gittim fakat, görüştükleri odaya alınmadım. Daha sonradan öğrendiğime göre Celalettin Cerrah, “Bu kadar da olmaz. Şimdi buraya gelirse ayıp kaçar, tamam yarın gelsin başlasın. Görevini hakkıyla yaptığı sürece benim açımdan sorun yok” demiş. 

Ankara’daki bu buluşma basına da yansıdı; “Polisin Barış Yemeği” manşeti ile duyuruldu. 

Ama Cerrah verdiği sözü tutmadı. İstanbul’a atanmamı içine sindiremedi. İstihbarat Şube’yi devamlı suretle sabote etti. 

YAĞMUR GİBİ CANLI BOMBA 

Hüseyin Çapkın gelene kadar geçen süre içerisinde, İstihbarat Şube’den 165 personel eksilmişti. İş yükünün alabildiğine arttığı bu dönemde, personel sayısını arttırması gerektiği halde, eksilen personelin yerine bir tek kişinin bile İstihbarat Şube’de istihdamına müsaade etmedi. Genel Müdürlük’ten gelen personel aktarım yazılarını bile işleme koymadı. Aklı sıra, bana güvenmediği için, İstanbul İstihbarat Şube’de, kendime göre bir kadrolaşma yapmamı engellemeye çalışıyordu. Bu arada, İstanbul’a yağmur gibi canlı bomba eylemcileri ve patlayıcı aktarımları yapılıyor, DHKP/C hiçbir dönemde olmadığı kadar eylem girişimlerinde bulunuyor, yeni bir örgüt olarak Devrimci Karargâh faaliyete geçiyor ve tabii ki, Ergenekon süreci de başlı başına bir yoğunluk ve hassasiyet gerektiriyordu. 

Ne deniliyor? “Cemaat İstanbul’da kadrolaşabilmek için Hrant Dink cinayetine göz yumdu?” 

İstanbul’da görev yaptığım ilk 2 yıllık dönemde -ki Ergenekon soruş-turmaları bu döneme rastlamaktadır-benim aracılığım ile hiçbir şekilde bir kadrolaşma söz konusu olmadı ki, Cemaat’e ilişkin bu iddia doğru ve haklı sayılsın. 

Peki İstanbul’da değişen neydi ki, öncesinde bir türlü yapılamayan derin çetelere yönelik operasyonlar, bir anda İstanbul’da yapılır hale geldi? İstanbul İstihbarat Şube’de bu operasyonların gerçekleşmesini sağlayan personel (istinasız) Ahmet İlhan Güler zamanında şubede mevcut olan personeldir. Ben bir tane bile ilâve personel şubede görevlendirmedim. 

Evet! Değişen tek şey, Ahmet İlhan Güler’in şubeden ayrılmasıydı. Daha önceden bu konulara çalışması yasaklanan şube, normal sistematiğine dönmüştü. Bir istihbarat ünitesi, ne yapması gerekiyorsa onu yapmaya başlamıştı. 

Ahmet İlhan Güler’in derin çetelerle geliştirdiği ilişkiler kaygıya sebebiyet veriyordu. Büyük bir hassasiyet ve gizlilik içerisinde yürütülmesi gereken çalışmaları deşifre edip sabote edebileceğinden endişe ediliyordu. Bunun için, Ramazan Akyürek, “Ahmet İlhan’ın gönlünü alarak bu tayini gerçekleştirin” talimatını vermişti. 

Abdülkadir Aksu’nun benimle ilgili olarak bu kadar ısrarcı olabileceğini tahmin etmiyordum. Konuyu Ramazan Bey’in abarttığını, belki kendim Bakan Bey ile görüşürsem tayinimi geri aldırmanın mümkün olabileceğini düşünüyordum. Ama yine de Müsteşar Bey’e kaygılarımı anlattım: “İstanbul gibi bir yerde İl Emniyet Müdürü ile İstihbarat Müdürü arasında güven ilişkisi olmazsa, orada istihbarat hizmetleri yürümez. Böyle bir zamanda bu durum çok büyük handikaplara sebebiyet verebilir.”


YARIN: ALİ FUAT YILMAZER, NEDİM ŞENER’İ HEDEF ALDI: “BU NE BİÇİM GAZETECİLİK?”

ÖZGÜR DÜŞÜNCE