Mazlumun gözyaşından korkun

Derik'te yaşayan yaşlı bir adamın; duvarları kurşunlarla delik deşik olmuş evinin odasında ağlarken görülen fotoğrafı düştü sosyal medyaya...

Bir sandalyeye oturmuş, bastonuna yaslanmış, elindeki kocaman, buruşmuş mendille gözyaşlarını siliyor. Bir çocuğun mahzunluğuyla, çaresiz kalmış bir yetimin yürek yakan haliyle... Yerde kurşunların parçaladığı duvardan dökülen sıva parçaları, iri taneli ahşap tesbihlerin yerlere saçılmışlığı...

Çatışmanın ve sokağa çıkma yasağının olduğu her yerden böyle acı fotoğraflar geliyor ancak bu fotoğraf bile tek başına oralarda nelerin yaşandığını, sivil halkın nasıl bir mağduriyet içinde olduğunu anlatmaya yetiyor.

Kurşunları kimin sıktığının hiçbir önemi yok. Çünkü kurşunun milliyeti, etnik ya da inanç kimliği olmaz. Girdiği cana ölüm getirir. Bu kurşunlar kimliğini ve milliyetini sormadığı canlara ölüm getirmeye devam ederken, Güneydoğu'da bizim buradan anlam veremediğimiz garip şeyler oluyor.

Mazlum-Der, geçtiğimiz günlerde Nusaybin raporunu açıkladı. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı ilçede meydana gelen ihlalleri ve hukuksuzlukları incelemek üzere oluşturulan heyetin yaptığı tespitleri kamuoyuyla paylaştı. Raporda “13 günlük sokağa çıkma yasağı boyunca Nusaybin'de, 7 sivil kişinin silah ve patlayıcılar sebebiyle öldüğü, 1 kişinin kalp krizi sonrası hastaneye götürülemediği için, 1 kişinin ise intihar ederek öldüğü öğrenilmiştir. Sokağa çıkma yasağı toplam 9 sivilin canına mal olmuştur.'' deniliyor. Sivil halkın elektriksiz, susuz, yiyeceksiz kalmasına, hastalarının tedavi edilememesine, bu yüzden yaşanan ölümlere de dikkat çekiliyor. Raporun bu kısmına da yakından bakmakta büyük fayda var. Çünkü bütün Güneydoğu'da sokağa çıkma yasağı insanları canından bezdiren bir havayla uygulanıyor.

Bu can korkusu ve hayattan bezdirilme duygusunun siyasi yansımalarını 1 Kasım'da görmüştük hatırlarsanız... Seçim öncesi sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde HDP'nin oyları ciddi anlamda düşmüş, AKP'nin oyları da artış göstermişti, hatta bazı bölgelerde ikiye katlanmıştı.

7 Haziran'dan sonra hem PKK'nın hem de hükümetin Güneydoğu'da yaptıklarını akıl ile izah etmek bir hayli zor. Hele de PKK'nın neyi amaçladığını, bu politikayla ne elde edebileceğini anlamak mümkün değil. Ancak terör ve kargaşanın nasıl bir sonuç verdiği belli. Böyle dönemlerde toplumun en güçlünün etrafında saf tutmaya yöneldiğini, 1 Kasım'da hep beraber gördük. Türkiye'nin Suriye'ye dönüşme endişesi Kürtlerin yaşadığı bölgelerde bile ağırlığını hissettirdi.

Bugün PKK'nın Güneydoğu'da, terörü artırmasının izah edilebilir bir tarafı yoktur. Kargaşa ortamı oluşturup devletin aldığı tedbirlerle halkı hayatından bezdirmeyi, böylece Türkiye ile duygusal kopuşları hızlandırmayı amaçlıyor olabilirler. Ancak 1 Kasım'da gördük ki, bu tür eylemler, Kürtler arasında da hükümetten yana tavır gösterme eğilimini artırıyor.

Recep T.Erdoğan'ın Katar dönüşü yanında götürdüğü gazetecilere yaptığı açıklamalar, başkanlık arzusundan vazgeçmediğini gösteriyor. 1 Kasım'da yeniden test edildiği gibi, kargaşa arttıkça toplum güçlü olanın etrafında kümeleniyor. Kürtler de bu kümelenmede en kritik noktada bulunuyor.

Türkiye'de oynanan iktidar oyununda, mağdur edilen mazlumları hesap etmeyenlere, bir yetimin çaresizliği içinde ağlayan Derikli amcanın gözyaşlarından korkmalarını tavsiye ediyorum.

ZAMAN