Özal'ın mirası yıkılıyor

Yaklaşık  2 yıl önce “Özal'ın mirasına kıymayın” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Amacım, ülkemiz adına gidişatın iyi olmadığını hatırlatan samimi bir çağrı yapmaktı. Ancak şimdi görülüyor ki bırakın merhum Turgut Özal'ın mirasını tahrip etmeyi, kalıntıları bile adeta silinip süpürülüyor.

Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan Şubat 2009'da rahmetli Çetin Altan'a bir ödül takdim ederken ne demiş: "Eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız. Söz olmadan, yazı ve fikir olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz. Farklı düşünmek asla bir birbirimizi anlamaya, en azından anlama çabasına mani olmamalıdır. Demokrasinin temeli tahammül duygusudur. Farklılıklar arasında diyaloğun geçerli olmasıdır. Bugün mutlulukla ifade ediyorum ki Türkiye artık ne Çetin Altan'ı 300 kez mahkeme kapılarına çağıran ve düşünceyi mahkûm eden ne de Nazım Hikmet'i 12 yıl boyunca hapishanelerde tutan bir ülkedir. O algılarıyla vehimler üreten Türkiye yerini özgüvene bırakmıştır." Nereden nereye, diyor insan kendi kendine. Bugün sanki bu sözler hiç söylenmemiş gibi, görevini yapan gazeteciler hapse gidiyor. Hem de dün bir şiir okuduğu için hapsedilen, inancı nedeniyle zenci muamelesi görenler yapıyor bunu. Akla ziyan bir başkalaşma.

 

Muhalefete muhalif olmayan lider

Rahmetli Turgut Özal'ı seven de eleştiren de çoktur. Ama inanın ülkemiz son 30 yılda biraz mesafe aldıysa bunda en büyük katkısı olan isim kuşkusuz Özal'dır. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Kenan Evren'e rağmen o; hem solcu hem de dindarların özgürlük alanını genişleten reformlar yapmayı başarmıştı. Kendisini eleştiren insanlara asla düşman gibi bakmamış, diyaloğu sürdürmüştü. Duayen gazeteci Hasan Cemal geçenlerde yayın toplantımıza katıldığında  bir anekdot anlatmıştı: “Biz Cumhuriyet Gazetesi olarak Turgut Özal'ı çok ağır eleştirirdik ama hiçbir zaman Özal bize ambargo koymadı, sansür uygulamadı. Gezilerine, basın toplantılarına davet etti. Her zaman özel mülakat da verirdi.”

Özal'a göre değişim, ferdin bizzat kendisinden başlayacaktı ve bunun yolunu açmak için şu üç temel özgürlük şarttı: Düşünce, teşebbüs, din ve vicdan hürriyeti. Ona göre devlet, bireyin ve sivil toplumun gelişmesine engel teşkil etmemeli ve ekonomideki faaliyetleri sınırlandırılmalıydı. Muhafazakâr kimliğine rağmen sadece dindarlar aleyhine kullanılan meşhur TCK 163. maddeyi kaldırmamış, sol düşüncenin aleyhine kullanılan 141 ve 142. maddelerini de kaldırmıştı. 12 Eylül'den beri aranan Fethullah Gülen Hocaefendi'nin özgürlüğe kavuşması için devreye girdiği gibi, sürgündeki rahmetli Cem Karaca'nın da yurda dönmesine yardımcı olmuştu.

Kabustan uyanmak için...

İktidarda olduğu günlerden çok kısa bir süre önce kurulan Zaman Gazetesi'ne ne kadar yakın ise kendisine karşı sert bir şekilde muhalefet yapan Cumhuriyet'e o kadar yakındı. Özal çizgisi, toplumun kendi kimliği, milli manevi değerleri ve tarihiyle barışmasına öncülük ederken, ülkeyi içe kapatmayan, aksine dünyaya açan yaklaşımdı. İşadamlarımıza dünyanın her yerinde iş yapma cesareti veren Özal'dı. Medyada devlet tekelini sona erdirerek özel TV ve radyoların önünü açan Özal'dı. Anadolu'daki zeki çocukların prestijli ülkelere gitmelerinin önündeki engelleri kaldıran o idi. Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurusunu Özal yaptığı gibi,  isteyen her vatandaşa uğradığı bir haksızlığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıma hakkını veren de Özal'dı. 160 ülkeye yayılan Türk okullarına öncülük edip kefil olması onun vizyonunun bir parçasıydı. Resmî ideolojiye rağmen Kürt sorununun barışçı yollarla çözümüne dair yeni düşünceler geliştiren, statükocu çevrelerin insafsız eleştirilerine rağmen Iraklı Kürt liderler Barzani ve Talabani ile diyalog kuran, Soğuk Savaş'a rağmen Rusya ile ilişkilerin temelini atan da Özal'dı.

Özal'ın çizgisini rehber edindiği ilk iki dönemde AK Parti  ve Erdoğan'ın da ülkeye önemli katkıları oldu. Bu çizgiye bağlı iken ekonomi gelişti, demokrasi ilerledi. Hem Batı'da hem de İslam dünyasında ülkemizin yıldızı parlıyordu. Bu çizginin terk edildiği günden beri ise ülkemiz geriliyor. Özel televizyonlar karartılıyor.  Farklı düşünen işadamları baskıya uğruyor. Sivil topluma korku salınıyor. Özal çizgisinde yürüyen Erdoğan, yargı reformlarıyla ülkemizi AB standartlarına yükseltmeye çalışırken, şimdi adalet, siyasete göre tavır alan HSYK'ya ve “proje” olduğu ilan edilen, özel olarak seçilmiş Sulh Ceza Hakimlikleri'ne emanet. Yolsuzlukla mücadele etme sözünün ve şeffaflığın yerini,  şimdi yolsuzluğu ortaya çıkaran kamu görevlileri ve bunları haber yapan gazetecilerle mücadele almış durumda.

Türkiye bütün alanlarda hızla irtifa kaybediyor ve bunu asla hak etmiyor. Bu kâbustan  uyanmak için yol haritası arayanlar, Turgut Özal'ın mirasını yeniden hatırlayarak işe başlayabilir.

Okur gözüyle ‘Zaman'

Siz değerli okurların gazetemiz hakkındaki görüş, eleştiri ve beklentileri öğrenmek için bir anket yaptık. Bizim için yol gösterici olan anketin sonuçlarını değerlendiriyoruz. Okurlarımızın, "Zaman'ın yayın çizgisini ve duruşunu hangi kategoride görüyorsunuz?" sorusuna verdiği cevap doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. 1000 okurumuzla yapılan ankette 509 kişi bu soruya "demokrat" yanıtını verdi.  Bu, yeni dönemde yayın çizgisi olarak belirlediğimiz "Herkes için demokrasi, herkes için adalet" ilkemizin okurlarımız tarafından kabul gördüğünün birdelili. Ayrıca okurlarımıza; gazetemizde daha çok işlenilmesini istedikleri konuları sorduk. Eğitim, teknoloji ve toplum/yaşam alanına ağırlık verilmesini tercih ediyorlar. Toplum ve magazin sayfalarımızla okurlarımızın bu isteğini gerçekleştirdik. Diğer yandan Okur Mektubu köşesini genişleterek sizlerin sesini daha çok duyurma gayretindeyiz.  Yayınlarımızla ilgili katkı ve eletişlerinizi bekliyoruz. Mektuplarınızı ([email protected]) gönderebilirsiniz.

Yeni bir adımın müjdesi…

Zaman kendini yenilemeye devam ediyor. Bu yenilikler sizleri ve bir o kadar da  bizleri heyecanlandırdığı için her birini büyük bir mutlulukla duyuyoruz.  Ne olduğunu hiç şüphesiz merak ediyorsunuz. “Yeni bir yazar mı ,yoksa ek mi?” diye geçiyor aklınızdan. Hiç birisi değil.  Şimdilik bir ipucu vermekle yetinelim. Bu yeni bir adım olacak. Medyamız, demokrasimiz ve her geçen gün biraz daha tehlikeye atılan toplumsal barışımız adına önemli bir açılım sağlayacak bu adım. Ulusal gazetelerimiz açısından bir ilk olan bu projenin yıllardır büyük acılar yaşayan toplumun önemli bir kesimini ve tüm demokratları çok mutlu edeceğine inanıyorum.

Bu güzel müjdeli haberin ardından bir değerlendirmemi de sizlerle paylaşmak isterim.  Sıcak ve hızlı gündem içinde kaybolan önemli konuları detaylı şekilde ele aldığımız çalışmalar sürüyor. Geçen hafta Harun Odabaşı'nın editörlüğünde hep bir rakam ve istatistik olarak bahsi geçen  asgari ücret dosyasını çalıştık. Arkadaşımız Abdülkadir Cembekli bir yandan ekonomistlerin, iş dünyasının, iktidar ve muhalefetin konuya bakışını ele alırken, diğer yandan da  asgari ücretle yaşayan insanların sesine kulak verdi.

Br başka dosya da ise kadınlarımızın maruz kaldığı şiddeti işledik. Adalete teslim edilen suçluların cezalandırılması ve şiddetin caydırılmasında 'iyi hal' uygulamasının nasıl kötü kullanıldığını irdelemeye çalıştık.

Ali Bulaç ve Cumali Önal'ın, “Arap baharı” denilen sürecin başladığı Tunus'a gidip, tüm taraflarla konuşarak hazırladıkları dosyayı okumanızı tavsiye ediyorum. Tunus, Suriye veya Libya gibi kaosa sürüklenmeyip, aksine örnek gösterilen bir ülke olmayı nasıl başardı? Sendikalar, insan hakları dernekleri, iş dünyası ve barolar  nasıl bir araya gelerek, bugün Türkiye'de yaşanan,  kutuplaşma, kin ve  düşmanlıkların önüne  geçtiler? Bu ve benzer soruların cevabı, bugün gazetemizdeki “Tunus”  dosyasında. Okumayı ihmal etmeyin…

ZAMAN